6 Eylül 2021 Pazartesi

Deniz Feneri

"Öğretmenin ve öğüt vermenin insanın gücünü aştığından kuşkulanıyordu Lily, " ben de. 
Bir anda bütün fazlalıklardan sıyrılarak insanların yorum yaptıklarını düşünüyor,
ancak
Bir türlü bu düşüncemi destekleyecek bir ruha rastlayamıyordum. 
Herkesin bir öncesi, dünü,
olayı, annesi veya kavgası vardı. 
Hatırlatması gereken, bende de var! eklentisi yapması gereken olayları olmuştu. 

Halbuki ben,
Sadece küçücük kalmalarını istiyordum, öyle büyük deneyimlere ihtiyacım hiç olmamıştı.
Ama buda bir güçtü, sonradan edinilmesi zor bir güç.
Sadece küçücük kalmalarını istiyordum.

Tabii bu ne karşılaştığım ruhlarda, nede okyanus ötesinde uzakta
elde edebileceğim, uğraşmaya niyetleneceğim bir bulguydu.
Yapamazdım, 
bu sefer sadece denk gelme isteğiyle yanıp tutuşmaya karar vermiştim.
Doğduğum ülke dışında, doğduğum günler de bana pek çok şey öğretiyordu. 
Çok uzaktaydım, nasıl anlatsam,
tüm düşen yapraklara, tüm acılarıma, sancılarıma dönüşebildiğim bir uzaklık.



16 Ocak 2021 Cumartesi

Uzun ve Sıcak Yolculuklar

Ümmü ile Teyzem çok uzun ve
çok sıcak sürecek
bir yola gittiler.

"Sen kocana baksana o kadına neden bakıyorsun." dedi kocası
yol boyunca,  ama teyzemi çok sevmiş o yolculukta, bundan bak, demiş.

Ümmü denen bu kadın bazen arkadaşlarını anlatırmış;
"O iyi değil, ince sızı o, ince sızı o, der, o iyi değil sevmedim onu ben."

Çok yanlış bir adamla evlenmiş; bırakmadığı tek şey namazmış
Ümmü çok panik ama.
Uzun boylu,zayıf ve çok panik,
Fotoğrafını atacağım şimdi diyor teyzem,
Onu tanımak çok istiyorum, mutlu etmediği kimse yok.
Çünkü teyzem etkilenmis.
Hepsi kabul olmuş, annem böyle hikayelerden pek etkilenmez,
hepsi tek tek kabul olmuş.

Yolculuk da bitiyor ama; "sen gel kuzinenin içine patates koyacağım sana."diyor.
"Ben ona bir tesbih aldım bir de yüzük;simdi o bana yıllarca dua eder."diyor;çok panik ama.

"Olmadı öyle bir şey olmadı Ümmü.";
"Abla kimseye söyleme bak sana bir şey söyleyeyim kokuyu aldın mı Abla? Abla aldın mı?"
Almadım diyor Teyzem ama Ümmü kesin almıştır yıllar öncesi kokusunu.
"Aldım evet, tabii aldım." diyor."

"Ümmüye ihtiyacımız var evlat, iyiliği hatırlamamız için."
Şu uzun ve sıcak yolculukta birkaç cümle işte bunlar,
Sana geçsin..

İnsan zaten yapı olarak da genişleyen bir varlık değil mi
Görürsün,
eklersin koleksiyonuna,duyarsın, dinlersin
hikayelere inanırsın
daha fazla anımsarsın,
işte, genişlersin.

"Çalan şarkı ne Abla duydun mu biliyor musun sen bunu Abla bi dinle,
Sana diyorum bak bir dinle diyorum abla ilk sana diyorum."
çok panik demiştim
ama belli ki;

Bu şarkı Ümmü'nün repertuarında. 



16 Mayıs 2020 Cumartesi

İrem'den ansızın bir başlık; ''gönderilecek kimsesi olmayan tarafından sözsüz veya yazısız olarak reddedilmiş mektuplar''

aynı ruhların adı altında;
çoğu zaman aynı çatı altında biz
rutubetli yaşam,
işle alakasız içsel dünya,
bir konuşmacının günlüğü,
kelimelerden ve adam olmak tanımlarından vazgeçememek,
çoğu zaman aynı ruhlar altında.

dizboyu işler, ezici çoğunluk
ezici
yoğunluk
selamsız defterlerinin içini doldurmak
bir yandan kendi içini doldurmak

erişememek
çok yakın olsan da erişememek
ondaki bütünlüğü anlayamadan göçecek olmak
bildiğin şeyler
sadece bildiğin parçalar

aynı çatının altında
hepsine çabalamak
ama
sorgulu sualli yaşam
çoğu zaman aramakla,
sormakla eşleşen
yani bunlar pek anlatılmaz zaten,
denen
anlamadığının yüzüne yayıldığı bir
yaşam

18 Ocak 2020 Cumartesi

Ruhumu Açtım

Çocuk, oyuncaklarını gerçekten sol göğsüne doldurdu.
uzun zamandır oyuncaksız kalmamanın açıklamasını kendime yaptım
gibi
rahatladım.
Sana bir sır vereyim,
Yalnız sakladığım yaralar beni ele geçirebiliyor. 
Yenilgilerden vazgeçmeden üstüne bir de çarpışmayı izliyorum
gözümü bile kırpmadan.

yine iyiyim, günü kurtaran bir iyilik,
fazla ses,
usülsüz bir şeyin çabukluğu.

Eskiden seni sevmek ve paylaşmak derdim,
şimdi iyi şarkılar ve bazen bunların zıttı diyorum.

Yenilgilerden vazgeçmediğimi belirtmiştim, nerede bilmiyorum,
aşk ve ölümün yenilgiyi kabullenmek olduğunu anlayarak
yola devam ediyorum.
Bu yenilgi beni bitirmese de, bir gün beni mutlaka anlatacak,
bir kesinlikte devam ediyorum.

Vücudumun parçalarından çoğunun seni her gün
hala sevdiğini fark ettiğim anda,
Kurduğun cümlelerle yaşadığım hayattaki yıkıntılar
dünyada seninle buluşma sevincimi uzağa fırlatıyor.

Bana bir cümle ver, eşliğinde
bana bir yaşam ver.
Bu beden yaşatsa, ruhum elimden tutmayacak diyorum.

yine de iyiyim, şehir değişimine zorlayan mevsim normalleri
fazla yanıcı madde,
dürüstlüğün çabası.

Elimden tutan kadın şair çok az,
içinde bulunduğum toplumla uzlaşmama ramak kaldı,
ben ramak kala bırakmak üzereyim.
Bıkmadan usanmadan giderim diyen gözlerim,
ikinci bir kalbim olduğuna yemin eden beynime sürekli oyun oynuyor,
bir gün içimde bitiyor,
tam bildiğin içimde.




8 Kasım 2019 Cuma

Bugün Beni Dışarı Çıkar

"olay nerelere gidiyor?" diye sordu.
hala ellerini kullanabiliyor diye düşündüm, istekli.
ellerinin hareketlerini ayarlayabilecek güce ve kafaya hala sahip.
bir ayakkabı boyacısının önündeki hayat ağacını kapsamıyor elleri, öyle dallanmış değil
ona uzanmıyor
eski gözleri de yok.
çok kaba bir giriş yaparak hayat ağacının tam üstünde ayakkabılarımı boyatıyorum.
bu eylemde daha anlamlı durmam gerekiyor.
Benzer çözümler sunuluyor, duyuyorum.
Herkes anlamaz, ben seni yine de en kızgın olduğum yerde bekliyorum.
ben yine de seni ayakkabımı boyatırken bile bekliyorum.

tabii bu sırada yol almamız gerek,
çözülmeyen düğümlerden, kurumuş park manzaralı evlerden geçerek,
tamir etmek istediğin tüm çürümüş su üstü köprülerini görmek için.
Ses tonun bana uyumlu olarak gelişiyor, yol almaya özgü ve
tüm özgünlüklerden uzakta. 
Özgürlüğe daha yakın; kendi sınırlarından koşarak.

Evdeki kuşun çürümüş parkı bırakmak istemiyor.
Ama seni bağlayan değerlerle birlikte kaçman,
bu bir kaçış olmuyor.
göçmek de olmuyor.
Göz  temasını kesiyorum.

Kontrolünde olan köprülerin yok, sadece
geçtiklerinden zevk almaman seni, onları değiştirme isteğine itiyor.
Boşu boşuna sürükledin herkesi.
Şimdi ben dahil herkes köprünün üzerindeyiz.
Kuşunun gelip gelmediğini bilmiyoruz,
peşinden gelen, peşini bırakmayan yapımcılar var,
bunları derhal sen bırak,
onlar tabandan başlayarak dikkatle sana bakıyorlar,
halbuki zemini anında sallandıracak olan hepimiz buradayız.

köprülerin diyorum, buraya ellerin uzanmıyor.
Yeşil dosyayı taşıyan kadının oğlu sarsıntı sonrası ağlıyor,
bundan sonra köprülerin dahil, hiçbir şeyin bakımına gelmeyeceğiz.
bu bizi yorgun ve bezgin asla yapmıyor.
giderken yosun tutan ayağından birini de ben tutuyorum köprünün
benliğinle gelmemen iyi olmuş,
ama yine de bu takip edilmene engel değil,
çünkü kuşunu görüyorum sana doğru gelen,
düşünüyorum
aklımda tek bir şarkı,
keşke beni de seni koşulsuz takip eden biri olarak bırakmış olsaydın.







20 Eylül 2019 Cuma

Karşıya Geçmek İçin Adımlar

Bu  sabahı kaçıran ben olmamalıyım, diye çıktığım yolda ,
Kafamda 7/24 anonsların çalacağı bir kıyıya gideceğimizi bilmiyordum.
Daha doğrusu bu yine Aysel'in suçu!
hikayesini karşıya geçirmek için beni kullanıyor. 
Hikayeni küçük bir cümleye kadar indirmen lazım,dediğin günden beri
Beni kullanıyor.

Bu topluluktan bir şeyler koparırım umudu ile çıktığım yolda, neyse ki "irade" gibi,
efsunlu kelimeler yer alıyor.
Aysel'i bir daha görmek istemediğimi daha önce söylemiştim
Sürekli ısrarları ile bu yolda kahramana dönüşmesi
Beni uyanık tutuyor
Bir cümle daha,
Evi satmak için kullandığımız kağıtlar önümüzde
Duman altı sahnelerimin aynısı,
Birebir aynısı gözlerimin önünde
Yağmuru başlatan çocuğu bile aramıyorum.
İlk defa eylemsizlik denince aklıma "hamlet" geliyor,
Diyen birini duyuyorum.

Belli ki çok fazla istemenin sonucu olarak, bitiminde bir bedel ödemek üzere buradayım.
Her şekilde girdiğim mekanlardan dönüşerek ayrıldığım
Çıktığım karakterler ve
Ben
Hayli zamandır
Bu kadar insanın başında bir adam görmemiştik.


Konuşmaya çalışanlar var.
"benim karakterim yaşayış tarzınıza bayılıyor
Benimki sevgilinize,
Benimki çantanızda takım çantasındakilere benzer aletler taşıma ihtimalinize hayran" diyorlar.
Topluluk sıkıldıkça, adam
Adam sıkıldıkça
 ben
"Benim karakterim sizin ölüm anınıza hayran "






1 Nisan 2019 Pazartesi

Kalırsa Bir Soru

Tüm sorularımı yanıtlamıştın,
ama, 'duyguların dört duvar, beyaz çerçeve içinde,
üstelik çok sesli, çok açık
dinginlikten uzak,
dinlenmeden yormaya yakın.'
diye bir yazıya başlarken ben,
senin gitmenle Aysel'in gelmesi bir oluyor.

Sanki sen yokken dayanmak için yanımda duran bir dağ varmış da,
sen yokken yine Aysel'in gelmesi ile bazı dağların bazen birleşimi gerçekleşmiş oluyor.

Verdiğin sözlere,
bir şeyin sır gibi saklanıyor oluşunun hiç yaşanmadı anlamına gelmeyişine,
ve daha pek çok şeye kızarken Aysel,
Benim kulaklığım yeniden bozuluyor,
bir günde bir şehri tüketmek ayıbıyla,
gerçekten Aysel'i görmek hiç istemiyorum.

Üç tane kağıt, uzun dikdörtgen kalın bir levhayı andırıyor,
Çok efsunlu bir törendeyiz, nasıl oluyor da orada beni hemen buluyorsun,
çok uzun yıllar sonra bulmakla
kabalık içinde bulmak ne kadar farklı ayırt edemesem de,
kağıdın birini birazcık karaladın diye yeniden yazıvermişsin,
üç tane kağıdım oluyor sana dair.
sekiz sene sonunda annen yerine rüyalarımda seni görüyorum.

Aysel'le dertleşirken içimi bozguna uğratmamam konusunda bir anlaşmaya varmıştık,
içimden sana taşmamak konusunda bir anlaşma,
Aysel'i artık hiç görmek istemiyorum.



1 Şubat 2019 Cuma

Duygu Durumlarında, Bir Mola

Sonra uzun süre fotoğraflarda ellerini aradım
Bilerek çektiğim lakin kaybetmiş gibi delicesine görmek hasretine girdiğim
Bu sanrıdan da bir türlü türkü dinleyerek kurtulamadığım..
şeklinde roman girişimini,
Şiirime ekleyecek kadar hassas değilim elbette!
Onay verecek olursanız tamamını okuyor musunuz yazılarımın sorusu yerine
Tamamını anlıyor musunuz diye sormak gelir içimden,
Çünkü eğer anlıyorsanız,
muhtemelen tanışmadık veya
daha kuvvetli bir ihtimal,
sonsuza dek küs kalacağız.
Ama eğer anlamadan okuyorsanız ne iyi, diye devam ediyor romanım.
Hala okuma zahmetine devam edenlerden dolayı
5 günlük kurumuş kurabiye ikramı arası vermek zorundayım.
bir de mola veriyoruz şu işe bak, tamamlanmayan işler çokluğunda
verilen aralarda giriştiğim şu işlere bir bak!
Üstüne bir de molalarda öyle bir dikkatliyiz ki,
Dişlerin solmuş, beniz gibi ruhen yansıtılacak iç ısınmalarında
ayna görevi üstlenmesi
bu farkındalık, özellikle kışın beni hayrete düşürüyor.
Keşke şiire hiç bulaşmamış olsaydım
Bütün bu hepsi,
çocuğun sarı çizgide her okul çıkışı bana doğru yürüdüğünü sandığım yolu izlemekle başladı
Çocuğu izlemekle değil elbette, çocuğu izlemekle değil.
Yol izlenir şiirde yahu, yıllarca yol izlenmiştir demek istenmekte.
Romanda size çocuğu harfiyen pek tabii tanımlarım
ama aniden şiire geçersek!
Şiirde çocuğun yolunu..
Diye devam ediyor roman.
Daha fazla okumayacağım.
Cebinden sakız eksik olmayan çocuğa kadar beni çeken bir kitap başlangıcını
reddetmek durumundayım, ellerimi kazağın içinden çıkarıyorum kazağı esneterek.

Bu arada, molada
Ellerini buldum,
fotoğraf silinmemiş bir pikap tutuyorsun antika pazarında
Devamı olan bir hikayeye benzer bir halin üstünde, daha deniyorsun
Her tezgahta deniyorsun, sabit kalmak bize göre değil zaten değil mi ?
Roman işi sabit kalmak!
Başlangıcını paylaştığım için pişmanlığımı böylece atıyorum üzerimden.
Bir bavul dolusu ilgi çekici kağıtlar eşliğinde
seninle tüm ağızlara layık bir gösteri yapıyoruz aniden.
Hangi okuma düzeninden fırladık inan hatırımda kalmamış
Hangisi bir uydurmadır?
Hangi okuma düzeninde yer almak bir uydurmadır?
diye sormak istiyorum aslında.
Hiç şairane bir roman olmadı, imzalamayacağım.
Bir şekilde yazılanları eksik bırakmak için kabul edilen algılardan biri de bu değil mi?
Bıraktım, değişmesin.
İmzalamayacağım.
Tüm ağızlara layık yalandan bir gösteri olduğu, romanda yazıyor üstelik
Şiirde sadece ağızlara layık olduğu..








25 Ocak 2019 Cuma

Çok Sade Bir Terkediş

Babama sarılıyorum.
O bana bilmediğim tüm hikayeleri anlatır.
Değişik başlangıçlara şaşırır veya sen uydurdun! der.
Bu sefer ben uydurmadım! desem de, yatakta sırt üstü uzanmasına rağmen,
yerini kıpırdatır.
durur
kıpırdanır
durur.
Hareket yaratır.
Halbuki güzel başlangıçlarda, daha fazla sallanmamız gerekmez miydi?
İnan, kusacak gibiyim dediğinde seni bırakırdım.
Bu sefer ben uydurmadım desem de, yerli yersiz ışıklar beynimde dolanır.
Küçük kartlar ayağıma dolanır.
Evim gibi sevdiğim park, yüreğimde değildir.
Ben gidince yine de onu dindirmek için,
sen delisin ninnileri eşliğinde onun kucağına otururum.
Çünkü, eskinin anlatılmadıkça dönüp bakmalık bir değeri dahi yoktur.
En azından, yaşasın!
Anneme ne verirsem vereyim mutlaka atacak bir yer bulur.
Eskileri yeni yapan bir adamın buruk duygusu eşliğinde,
-babam hikayeme hala inanmıyor-
bu sefer hakikaten ben uydurdum!
sahici dolu bir paket sigarayla.
yerimi kıpırdatır
durur
kıpırdanır
dururum.
Hareket yaratırım.



9 Aralık 2018 Pazar

Çok sade bir affediş

''Beklenen etkiyi yaratması'' kavramına hakim olarak devam eden;
kocaman bir ekibin içindeyiz.
Güzel sesli biri yok, kimse tabloları sevmiyor.
Buna bağlı olarak hiç kanayan yerimiz de yok, şu işe bak.
Ve benim artık seni affetmem gerekiyor.

İşaretlere ve kanıtlara bakıyoruz,
''Bu aynı zamanda yaşıyor olduğumuzun göstergesi!'' diyorsun..
katılıyorum.

Kocaman bir ekibin içindeyim.
hızla büyüyerek; çok unutuyoruz.
Beklenmeyen sonuçları pek tabii görecek seviyedeyiz.
Dikkat ettiğimiz çok nokta var, ellerindeyiz. 
Önlemler almadan ilerleyemediğimiz bu hayatta,
ne kadar birlikteyiz?
Ah sorma,
Sorma, zaten ben eşiğindeyim, yüz tutmanın.
Çok yakınım yani, ha oldum ha olacağım.
Bu nedendir ki; son eserimi elime dahi alamadım.
Yer edinmenin kopukluğundan korkarak; daha içinde
daha güvende
olmak istedim.
onca başarısızlık onca kalpsizliğe rağmen
her zaman.. büyür gibi dahil olmak..

Kocaman bir ekip içindeyim.
Yazmam için gereken son tabloyu incelemek için kısa süreliğine
sıyrılmam
ayrılmam gerekiyor.
unutma diyorum, bu eser de..
bilirsin işte,
her şeyin tek bir insandan gelebileceğini bellemen gerekiyor.
kısa bir süre sonra; gözükmeyen yakasını merak ediyorum işçiliğin;
Çok sade bir tablo,
Tüm evler yıkılmış. 

Yer açmışlar işte genel bir tanımı paylaşacaksak,
Sen müzik aç, ben bulaşıklara yer açayım, der gibi ..
elleriyle..














17 Ekim 2018 Çarşamba

İlginç Duyumlar Aldım

Ne oldu?
-Kimden?


                   -İşyeri



Bundan sonra çok bakınma, insan göremezsin.
Bu seni rahatsız eder mi?


                 -Babam




Saçlarımı boyatıp annemin yanına gitmem lazım, annemin yüreği ezilmesin.

               -Teyzem




Bu ağaç kışın burada üşüyor,
Hayda!
Burası çoktan uyanmış.
 

              -Köy



Ama gönül yaşlanmıyor.

             -Kuafördeki bir bayan




Çünkü  sen gitmezsen, şarkı senin üstüne üstüne gelir.

                          -Hüsnü Arkan- Aşkı Gördüm





Böyle çok kalabalıklaşınca biz  , kimin babası kolay bir yöntemle nar sıkıyordu onu bile unuttuk. Bu lanet olası işe yarar bilgiyi öğrenip aklımıza kazıdıktan sonra,
böyle çok kalabalıklaşınca biz,
karmaşık görünüp hayati bir mesele olan nar sıkma işini,
üstelik,
bunun üstüne,
saygı duymamız gereken kişi kimdi, unuttuk.

                                       
                                                        -Kalabalıktaki Ben





Yolculuklarda geriye bakıp gitmek, yitirdiklerini yad etmek midir?
Ters koltuklar bunun içindir.
Kaybettiklerini, yaşanmışlıklarını, bazen de güzelliklerini görebil diye.

                                                -Tren



Yanlış karanlığa daldım.

                                     -Bodrum'18, Gökyüzü




Keşke gece de kararsak dedim,
veya

bir şekilde;
o da değiştirse rengimizi.

                               -Bodrum'18, Ben





Kimseye yol vermemek,
Bunu trafikten öğrendim.

                            -Çocukluk arkadaşı (içselleştirmesi bana ait)













27 Ağustos 2018 Pazartesi

Yeraltından Sulu Sepken'e

Ağaçlardan veya herhangi bir yukarı sayılabilecek yerlerden
dü⤦
şüp ⤦
bana değen şeylerin dahi
ağırlığını hissetme hastalığı...
Bunun ayrımını diğer tanımla karşılaştırarak yapabilir misin?
En önde gittiği ve diğerlerinden sıyrıldığı için o çocuğu küfretmiyor sanmıştım,
Üstelik ço-cu-ğum demiştim..
Halbuki savururken de en önü çekiyormuş, farkedememişim.
ben de tam o sırada öylesine birkaç kitap bitirmiştim.
Kitapları hiç incitmek istemememe rağmen, onlara katılmadığıma dair notlar almıştım.

miş bitti.
Kitaplarda denmemesine rağmen
Kırmızı sana yakışıyor'u kaptığım için, öyle şarkılar dinledim.
Kabul edilemez şarkı listemdeki reddedişlerim ile; çatal sesli adamlara geri döndüm.

Yalnız kadınlar -yani sonsuz kadar yalnız-  bu renkle nasıl başa çıkmışlardı?
Şöyle bir düşünsem.. en sevdiğim şarkıyı önerebilir miydim?
Onlara mı? Çok zordu!
Bırak renkleri falan dedin, değil mi? Kırmızı ile edebiyat yapamazsın.
Benimde sana kızmam lazım;
Kitap okuma eylemini anlayarak yapmak ister miydin?
Çünkü af dilemek için önce kendini affetmen gerekir. 
Kendini kurtarmadan ailenle gün boyu salonda oturmanın hazzını alamazdın. 

Çocuklara dağıtılan şekerlerden istemiştim,
O eski püskü giysiler elimde; geçmiş geçmiş diyerek her gün annemi ve seni
- istemeden yormuştum
bilmem, kitaplar geçince benden; arkalarına bu notları almışım
insanların bu zamanda bile mutlu olmasını istemiş,
sadece kendime kızmıştım; yanlış karanlığa daldım!
oysaki trafikten kimseye yol vermemeyi de öğrenmiştim!

Daha sonra ben;
Bir süre;
bir sürü
seçmelere katılıp elendim, fiyakalı bir elenme sonucu
Sözsüz şarkılar dinleyip piyanolar çaldım.
Farklı telden çaldım yani. 
Topuklu ayakkabılara alıştım.
Sigaramın bile tat vermediği bu zamanda; benim içimde olsan,
Dayanabilir miydin?



11 Ağustos 2018 Cumartesi

İçsellik Laneti

Benim de üstüme gidildi.
Yani bir şekilde bu eylem de zorunlu hale getirildi.
Oysaki ilgilenmek ve dinlemek zorunda dahi değildim.
-kafam burada yok-ken-

Ee ama artık farkedilecek şeyler yapmalısın dedi oynak kadın,
Veya daha az farkedilecek şeyler dedi oynak kadının oğlu,
Halbuki ikisinde de anı tepkiyi alıyordum,
İkisi olmak isterken, oynak kadın ve oğluna, aynı tepkiyi veriyordum.
ayrı-ayrı.
Anlatınca ne oluyor? dedim.
Aynı olduğumuz için seviniyor, farklı olduğumuz için merdivenlerden iniyorduk.
-asansör kabini bile bizi birleştirmesin diye-
Benzerlerini daha ucuza almak gibi bir seçenek vardı artık çarşıda pazarda!
Eşsiz bir şey düşünemeyeceğimizi biliyorduk. -düşlemeyi kaçırarak
Ben bunları uzun uzun anlatınca, kahretsin sen;
Buna bir kadın gibi tepki veriyordun, ah!
İrkiliyordun mesela (irkildiğin belli olarak irkiliyordun)
Aniden geri çekiliyordun (geri çekilmeni büyük bir eyleme dökerek geri çekiliyordun)
Ve tehlikeyi sevmesen sezemeyecektin.
Belki daha sonra benim bilmediğim yerlerde, bir kadın gibi geri dönmeyi isteyecektin.

Daha çocukken yara izlerinin geçiciliğini bilmediğin gibi,
Taptığın hayatta, görmek istemeyeceğin bir yaşam tercih ettin.
Göremedin, lakin her yara izinin görünürlüğü yoktur,
Çoğunun soru sorulunca ortaya çıkması içselliğini;
 yediremedin!

Artık oynak kadın ve oğluyla konuşmana gerek kalmadığına inanınca,
Peki, bunu sorduğumu onlara sakın söyleme ama;
işinin bir imzaya bakması durumuna kalırsan, hayatta bir yerlerde olamadın demek mi oluyor?
-kokun gözüküyor-
Hayattaki en büyük başarısızlık nedir?
-Bir imza bile atamadın!

Bazı şeylerin mutlaka şiirinde geçmesi mi gerekiyor?
Ödüllerin dağıtılması kolaylığı bazen beni ürkütüyor.
Yine de bazen içimden konuşmak gelmese bile doğruyu söylemeyi seçiyorum;
Yazarı ben öpmedim.















6 Mayıs 2018 Pazar

O Kadın İçin..

Senin bu dolu hikayende kadınım, aslolan baştan beri,
O denizli kentte duygularının karışmasını
Gözlerinin kamaşmasına değişmemendir.
Taptığın adam
Sevdiğin kentler, aynı kefeye koyulacak boyutta
Büyük ve masumdu
Masumdu belki? yapma, başrolde sen vardın
Bu kapsamda açıklama yapmadan daha sen, rol dağılımı yaptın.
Kaptın! kaptırıldın.
Kendi kaleminle, kendi kaleminde..
Ama sesin, hep kaybetmene neden oldu, hazırken bile,
Sen, yılmadın.
Sen kentin hatrına yılmadın, o eski ev hatrına yılmadın, rol dağılımının hatrına yılmadın,
Senaryoyu yakmadın, eline almak istedin ve başladın,
Başlamak istercesine, başlarken.

Elem keder ve gam için bir bekleyiş...
Haksız mıyım?
Bu yolda herkese göre tanımı bu olan bekleyişi, Kadın,
kimse senden dinlemedi mi?
Dinleyen yakınlar için uydurmadığın masalları keşke uydursaydın!ah
Dünyanın en kolay işi masal dinlemek isteyenlere,
Masal uydurmaktır halbuki,
Onları inandırmaktır dünyevi şeylere,
İçine güneş katıp sunsaydın hikayeni,
Yaratmak baştan, zorlamış seni.

Bu bağlamda, acınla dalga geçeceğim.
Sen dağları tepeleri aştın diyemem, insanlardan sınırlardan, sınırı olmayanlardan
Türlü okullardan geçtin
bir nevi aştın! dağı tepeyi..
insan tek bir insani beklerken türlü oyunlardan geçiyor
hatta oynuyor da durmadan
aklın ve bedenin ..
türlü yorgunluklardan geçtin yoğunluğa aldırmadan
gerçek anlamda, sahne aldırdın. sahne aldın.

sonra kadın, için geçti , uyuya kaldın, odana taktığın o ışıkla,
o ışıkla geceler boyu yalnız kaldın
yalnız ve kimsesiz
şu an bakışlarının nedenini borçlu olduğun gecelerde
ışık ve adam..
boş bira şişelerini duymadan, beşyüzbeş kilometre öteye
aynı anda dualar ettin, sen aynı anda aynı adla dualar ettin,
şişe, inanç, sınır, alkol tanımı olmayan dualar
-bunun tanımını henüz sabahladığın insanlarda bulamadı-
tam anlamıyla; yanınızda yeni ışığınızla uyumayı nasip etmesi gereken dualar
duaların gerekleri yavrum,
öyle böyle dualar değil..

Temiz sevmenin tanımını yaptırsalar, -ben çoğu tanımda konuşamam,bilirsin
İşte tam bu anda, bunun için susma hakkımı kullanırım.
Temizliği borçlu olmadığın duyguların için susarım.
Bedelini ödemenin zorluğunu, bir adam için yaşamana susarım.
Böyle bir şey için kimsenin susmamasına susarım.
Sonra sen insanlığa ne kadar çok su içmesi gerektiğini hatırlatırsın.
Sonra sen gülersin, hatırda kalırsın.
Nasıl aramasınlar seni,
Hatıra kazınırsın.

Yeni denenmiş duygular hep yüzüne oturur, dönem dönem yüzüne bir duygu oturtursun.
Aşk! denir, yirmidört saatler yüzüne oturtursun,
Vazgeçmeden insanlara hayatını anlatırsın,
Dokunduğun hayattan vazgeçmemeyi aktatırsın.
Vakitsizlikten mi, değer bilme ve biçme yeteneğinin fazlalığından mı bilinmez,
Dondurma yedikten sonra, şarap içmek istersin.
Topraktan gelen şarapları dinlersin.
İnsanların sana bir şeyler katmasından ziyade, sevdirmesini dilersin.
Kalbinin güzelliği burdan gelir, sen onu alıp  da bir adamdan gidemezsin.
Anlatacak neyim kaldı değil de, anlatmadığım neler vardı? dersin.

Ah kadın! Yüzüne bu sefer duygu değil, mevsim oturmuş.
'Annem şarabı çok sever, bir kadeh içer ve bir kadehten sonra ağlar dersin.'
Evin içini,sadece evin içine açarsın.
Ne zeki kadınsın!
Sen artık bu saatten sonra;
Çocuk, der kalırsın.
Veya sende derin derin susarsın.
Zaten şiirin de iki ihtimali vardır iki gözüm.










4 Mayıs 2018 Cuma

Kaçarak Ödediğin Güzellik

Sabaha kadar 22 yıldır hiç görmediğim bir masa ile baş başayım,
Yağmurun seni ıslatma eylemi nasıl ?
Beni orada öylece bıraktığında bile, kitabını aramaya gidiyorum, bulsunlar!
Sen karşımda öyle bilmez, öyle anlatası gelen, öyle yedi saatler..
Senin yedi gününden bir roman çıkar mıydı?
Senin yedi yılından nice şiirler.. Islandık.
Bana büyümenin tanımını yaptırsalar, ağzımı açmayacağım.
Toplulukta susulmak hakkımdan yararlanarak, bu tanımın en iyisini duyduğumu onlara anlatmayacağım.
''Babamdan önce büyüdüm, ve yerim kalmadı''
Halbuki kalp geniştir, babayla birlikte büyümeyebilir.
Ki sen, her şeyi kendine öğretmişsin.
Bu anlamda eksik kalmanı hayatım boyunca affetmeyeceğim.
Yine içimden elini tuttum, Ah!
Her seferinde çoğalan bir kucaklaşma beklentisine ancak bir çocuk girebilirdi, evet.
Eksik olan bizleriz, evet.
Anlam yükleyen öpmelere, doyamamalara.
Senin bahsettiğin fazlalık canımı yakıyor.
Bana sevmenin tanımını yaptırsalar; yüzümü iki elin için bekleteceğim. 
Dayanacak yerimin olması gerekmez miydi, bir mekanın önünden geçirtmediğin için özür dilemelisin.
Çünkü kimi zaman sokak değiştirmek, dayanmaktan daha zordur. 
Ki biliyoruz, insan kendini hazır hissettiğinde özenle peynirleri keser.
Ben zaten her üzüldüğümde saçlarımı keserim, duyarsan, bu ayrıntıyı basite indirgemelisin.
Üstüne alınma, halledeceğim.
Daha önce aldığım kış yastıklarını hala kaldırmamıştım, seninle bahara geçmek zor olacakmış böyle, Ah! Halledeceğim.
Öngörü yeteneğinin, ''atıp tutmakla'' oranını kafamda dev yapıyorum.
Seni kafamda dev yaptığım için demeyeceğim, asla.
Kalbinde böylesine saf iki kadın sevgisi varken, ben senin iki özrünü nasıl kabul ederim?
Ama bir gün güvenebildiğin yerlere gidersen ve bir şehri bir kadınla bağdaştırmanın ağırlığını hissedersen,
Benim şehrime ayda tam beş kereler gel.
Aksatmadan gel, öyle bedenen de değil..
Yani bir gün kış çayı demlerken anlarsam bende seni, ardından çok keyifli bir sigara içeceğim.
Anlarsam seni, söz , artık beş dakikada bir içeceğim.
Ne olmadığımızı bölüp anlatmak için, balkondaki aya döneceğim.

İyi ki yerli yersiz sorularla sıkmadım canını!
Çünkü uyurken dikiş izlerine dokunmaktan da zevk alacaktım, her şeyin hikayesini soracaktım.
Doğru! Yetinmeyen ve ayık kafa ile bir şeyler karalayabilen bir kadın!
Halbuki iki durak arası beş dakikadır- ulaşım dersleri iki.
Ardına sıralanmış isteklerle sıkmadım iyi ki canını!
Hayatımı aksatacağım.
Çayları demlediğim makine, bir mantar ve adını bilmediğim şaraplar,
Beni kıran ne varsa birlikte gömüleceğim.
Hatıranı yaşatmak ne derece mantıklı? Kusana kadar içeceğim..

Sen bırakırken bu kenti, veya azimle balık tutarken bir yerlerde
-Çünkü iki eylem birbiriyle zıtlaşmaya tam yakın-
Ah! Ayaklarını toprağa bassan yeterdi!
Toprağın çözemeyeceği ve alamayacağı duygu tanımıyorum,
Kurtulsaydın!
Bak, seni tanımlıyorum.


















29 Haziran 2017 Perşembe

Sen

Çoğu çocuklar özgüveni ve sesi hayli yüksek doğarlar,
Seni seven o adamın sevdiği dikiş izinde
Sen dalgalanması için dua ederken
Geçen günkü kadından bahsetmiş miydim?
Karşımda idi.
Ve sürekli o cümleyi tekrarladı.
Aslında onu gerçekten dinleyen insanlara tekrarladığı sıradan laflardandı.
"Mutluluğu kendime layık görmeme hastalığım var." 
Artık sana rutin gelen masa ayağından bıkıp uydurulan bu hastalıkla birlikte, 
Ah! "Hak veriyorum, hak ediyorum." dedim.
Ve o çocuklar hayatları boyunca özgüvensiz bir yaşam sürerler.
Duydun mu? 
Bir sürü mavi restorant bulmuştun dergilerde. 
Ama yine de onu anlamak için kafayı yedin.
Masanın 4 bacakta dengede kalması ve sen.
O hasta ruhlu olmayan kadın ve sen.
Duydun mu? 
Onun için keçeli kalem setleri bulmuştun.
Sonuçta ikimiz yan yana gelince güneşe gülümsüyoruz sevgili.
Hasta ruhlu kadın bizimle konuşursa, 
Bir nebze dikkat dağınıklığı ile birlikte, 
Sırtımızı dönüyor muyuz? 
Sevgin dağılmasın, darılmasın. 
Güneşe, kadına, bize.
Ve o çocuklar,
Özgüveni tam ölürler.

15 Haziran 2017 Perşembe

Limanında

Kurumuş bir nehrin üzerinden geçerken,
Kurumuş bir nehrin üzerinden geçme sesi çıkardı tren
Ses demişken;
Derme çatma bir yaşta derme çatma bir ayyaş ve kızım
Geri döndüler.
Sonra onlara sordum;
Tüm can sıkıcı dertleri, belki de hepsini,
Delisin! önemli olan oydu.
Onu orada öylece bırakmadınız di mi?
Tekrarlıyorum, dışıma taşıyor.
Öylece bırakamazlardı..
O benim tüm yolculuklarıma, kendi iç dünyasıyla eşlik edebilecek bir yapımdı
Yani şimdinin şarkılarıyla dans edebilen,
Fakat şimdinin insanlarıyla asla uyuşamayan bir adam.

Kurumuş nehrin üzerinden geri dönüyorum.
Çünkü defalarca kızıma ve ayyaşa sordum
Onu orada öylece bırakmadınız di mi?
Dargınız dediler,
Keşke denizin ortası bize bir şarkı önerseydi
Tavanı olmayan deniz, bizi olmayan mahcubiyetiyle geri çevirdi dediler.
Aydınlığı içip karanlığa kavuşmak değil miydi nihai amacımız?
Seninle sonsuza kadar olmak istemem ve durmadan sıralanan isteklerle başa çıkamamam
Olası mıydı?

İki bacakta kolayca dengede kalmak, ve sen.
Tam karanlığın içinden de olsa, 

Aydınlığın tamamı içilmiş de olsa,
Geliyorum.
Senden tek ricam;
Bu limanında bana, beni kurtaramıyorsun, deme.

Dayanak

Kaçmak değil ama bir nevi kaçış isterken,
Kelimelerle veya değil 
Yine onun hizasında kaçmak istiyorum.
Büyük ihtimallerce bu eylemi yanlış kullanıp,
Ağlamak için sarhoşluğa ihtiyacımız olmadığını hatırlıyorum.
Doğru eylemler sevgilim, hatırlıyorum.
Aşılmaya değer ve duş aldıktan sonra bile aşılması gereken tepeler...

Uyandığımda başımı döndüren odadaki deniz değil kokundu
Yalan söyledim.

Karanlığa alıştıktan sonra ortaya çıkan yüzün,
Daha önce sana böyle bakıldı mı?
Sesini dahi duymadan daha önce böyle bakılamazdı cevabını veriyorum.
Versem mi? İçimden.
Seni dış dünyayı katmadan sevebilseydim, bunu becerebilme durumuma oturup,
Günlerce dua ederdim.
Bu durumda beni bu ülkeden çıkarırsan,
Seni en çok kimin sevdiğini sana kim hatırlatır?
Bu şehri terkederken, seninle terkederken yani,
Yuvama dönüyormuş hissine kapılıyorum.
Yanımdasın, kusurlarımı sevmeye çalışıyorsun ve
Birbirimizi tamamlamak adına üstün bir çabamız yok.
Kendiliğinden gelişti ve böylelikle gelişen şeyleri izlemeye doyamıyorum.
Yüzünün karanlığa alışmasını izlemeye doyamıyorum.
Ama sonra, zaten gidilen yolların görülmüşlüğü korkutmasın seni diyorum.
Seni değil, ah evet beni..
Tüm üst duygularımda sana tutunuyorum.
Sen de;  o otoparkın köşesinde tüm küçük çocuklara para vermiş gibi huzurla
Kimseye kendini göstermeden
Bana tutundun, biliyorum.


Deniz Feneri

"Öğretmenin ve öğüt vermenin insanın gücünü aştığından kuşkulanıyordu Lily, " ben de.  Bir anda bütün fazlalıklardan sıyrılarak in...