"olay nerelere gidiyor?" diye sordu.
hala ellerini kullanabiliyor diye düşündüm,
istekli.
ellerinin hareketlerini ayarlayabilecek güce ve kafaya hala sahip.
bir ayakkabı boyacısının önündeki hayat ağacını kapsamıyor elleri, öyle dallanmış değil
ona uzanmıyor
eski gözleri de yok.
çok kaba bir giriş yaparak hayat ağacının tam üstünde ayakkabılarımı boyatıyorum.
bu eylemde daha anlamlı durmam gerekiyor.
Benzer çözümler sunuluyor, duyuyorum.
Herkes anlamaz, ben seni yine de en kızgın olduğum yerde bekliyorum.
ben yine de seni ayakkabımı boyatırken bile bekliyorum.
tabii bu sırada yol almamız gerek,
çözülmeyen düğümlerden, kurumuş park manzaralı evlerden geçerek,
tamir etmek istediğin tüm çürümüş su üstü köprülerini görmek için.
Ses tonun bana uyumlu olarak gelişiyor, yol almaya özgü ve
tüm özgünlüklerden uzakta.
Özgürlüğe daha yakın; kendi sınırlarından koşarak.
Evdeki kuşun çürümüş parkı bırakmak istemiyor.
Ama seni bağlayan değerlerle birlikte kaçman,
bu bir kaçış olmuyor.
göçmek de olmuyor.
Göz temasını kesiyorum.
Kontrolünde olan köprülerin yok, sadece
geçtiklerinden zevk almaman seni, onları değiştirme isteğine itiyor.
Boşu boşuna sürükledin herkesi.
Şimdi ben dahil herkes köprünün üzerindeyiz.
Kuşunun gelip gelmediğini bilmiyoruz,
peşinden gelen, peşini bırakmayan yapımcılar var,
bunları derhal sen bırak,
onlar tabandan başlayarak dikkatle sana bakıyorlar,
halbuki zemini anında sallandıracak olan hepimiz buradayız.
köprülerin diyorum, buraya ellerin uzanmıyor.
Yeşil dosyayı taşıyan kadının oğlu sarsıntı sonrası ağlıyor,
bundan sonra köprülerin dahil, hiçbir şeyin bakımına gelmeyeceğiz.
bu bizi yorgun ve bezgin asla yapmıyor.
giderken yosun tutan ayağından birini de ben tutuyorum köprünün
benliğinle gelmemen iyi olmuş,
ama yine de bu takip edilmene engel değil,
çünkü kuşunu görüyorum sana doğru gelen,
düşünüyorum
aklımda tek bir şarkı,
keşke beni de seni koşulsuz takip eden biri olarak bırakmış olsaydın.